“Deniz”ler Elini Kaldırsın

0
1412

Merhaba, ben Selin KOÇKAYA. 11 yıldır aktif aktif görev hayatı olan bir terapistim. Sizinle bir danışanımı paylaşmak istiyorum. Karakterimizin adı Deniz, onun hayatından bir kesit anlatacağım.  Deniz otuzlarına henüz gelmiş, ortalama bir işi olan, işinde çok çaba harcayan yine de hak ettiği değeri göremeyen bir noktasında kariyerinin. Sosyal çevresi yeterli, arkadaşlarıyla iyi geçinen ama kendisi ile o kadar da iyi geçinemeyen, ailesiyle ne bağlı ne kopuk, ilişkilerinde ise bir türlü tutunamayan biri.

Babası geçimsiz bir adam. Genellikle eleştirel, pek üretken biri değil, kendi doğruları olan, onlara  sorgusuzca inanan, baskın,  kaşları çatık olmasa bile sanki çatıkmış gibi bir imajı olan, üşengeç, dışarıdakilerin ne düşündüğünü çokça önemseyen bir baba.

Annesi boyun eğici, çok öz verili, kendi evinin, kocasının, çocuklarının hizmetinde, önceliği kendinden başka herkese vermiş bir anne. Başkalarını memnun etmekle o kadar meşgul ki, kendi isteklerini çoktan unutmuş,  hatta kendi isteklerinden suçluluk duyan , “çok iyi” bir insan.

Deniz’ de tam da bu iki ebeveyninin karakterlerinin ilişki tipi yüzünden, ilişkiden uzak duruyor. Onlara benzememek için elinden geleni yapıyor. Tam bir ilişkiye başlıyor, anne babasının ilişkisine benzeyen, ufacık bir emare görsün hemen ilişkiden soğuyor, kopuyor ve uzaklaşıyor. Ha bu arada Deniz’in telefonunda yedekte bir sürü insan zaten var. Bazen iki kişi ile aynı anda ilişkide olduğu bile oluyor.

Gün boyunca en çok gördüğü adam ise “Haklı” patronu. Patronun standartları hep çok yüksek, takdir etmek yerine tenkit etmeye bayılan, gösterişi seven, sadece çıkarı varsa insanlara gülümseyen, diğerlerine somurtan hatta dünyayı dar eden bir adam. Eğer bir çalışan; hakkını aramaya, sınırını korumaya çalışırsa, off değmeyin patronun keyfine… Onu hedef haline getiriyor. Onu daha da tenkit ediyor, tembel olmakla suçluyor, çocuk gibi davranmakla, akılsız olmakla suçluyor. Yine hızını alamazsa ya da kendini köşeye sıkışmış hissederse “Ben ne diyorum sen ne diyorsun?” diyerek, konuyu değiştirip, kendine çekiyor. Diyaloğun başında hakkını arayan çalışan, diyaloğun sonunda patronu teselli ederken buluyor kendini. Deniz’in iş yeri de böyle…Deniz burada kendini ispatlamaya, işini doğru yapmaya, kazandığı maaşın hakkını vermeye çalışıyor.  Eğer o iş yeri var olmaya devam ederse, patron herkesin ruhunu, fikrini, benliğini yok edene kadar durmayacak. Adeta bir saat fabrikası gibi. Sadece tik tok ve paranın sesi duyuluyor. Deniz’in en çok vakit geçirdiği yer burası.

Deniz işten çıkınca arkadaşını arıyor. Biraz “sosyalleşmeye” ihtiyacı var. Ama buluştuklarında Deniz yalnızca bedenen orada oluyor. Zihninin yüzde kırkı iş yerinde, yüzde kırkı yeni flörtünde yüzde onu arkadaşında, yüzde onu ise uzay boşluğunda. Vakit ölünce, pardon geçince Deniz iyice yorulduğunu hissedince eve gidiyor. Yatağına yatıyor. Uyumak istiyor. Ama zihninin işletim sistemi açıkta kalıyor.

“Benim sorunum ne?”

“Neden mutlu değilim?”

“Neden sürekli kaygılıyım? Neden kötü bir şey olacak duygusundan kurtulamıyorum?”

“Neden hiçbir ilişkim yürümüyor?”

“Gerçekten ne zaman sevilmiş ve ya tam hissedeceğim? Ne zamana kadar günlük eğlence ile hayatımı dolduracağım?”

“Bende bir tuhaflık mı var? Her ilişkim birbirinin aynı, beni doyurmuyor… Ben benim ihtiyacım olan ilişkiye ne zaman kavuşacağım?”

Ve Deniz bu soruların canını sıktığını fark edip, kaçan uykusu gelene kadar biraz daha instagram bakmaya devam ediyor…

Aramızda ki Deniz’ler şimdi lütfen el kaldırsın.

Deniz’in hayatından bu kesitleri okurken, sizi rahatsız eden, tetikleyen şeyler olduysa muhtemelen “şemalarınız” tetiklendi. Yani bir diğer değişle bam telinize basıldı. Bu aralar kliniğimde çokça Deniz’le karşılaşıyorum. Deniz içten içe kusurlu hissediyor. Onun şeması kusurluluk, kusurlu olduğuna inandığı için ilişkilerine pek yerleşemiyor. İçinden bir ses, sürekli ona, biri seni yeterince tanırsa senden soğur zaten, seni terk eder zaten deyip duruyor. Deniz bu sese yenik. O yüzden ilişkilerde yakınlaşma anı geldiğinde, terk edileceğine inandığı için canı yanmasın diye hemen o bir kulp bulup terk ediyor. Anlayacağınız teslim olmaktansa, atak yapıyor. Sırf terk edilmiş, yalnız hissetmemek için telefonda bir sürü insanla aha aynı anda konuşuyor. Onları yedekte tutuyor.

Şema kavramını yeni duyuyor olabilirsiniz. Son dönemlerde kliniğimize herhangi bir kişilik bozukluğu olmayan, bir hastalıkla tanı almamış ama hayatı doyumsuz yaşayan, bundan sıkılan, hep depresif ve ya hep kaygılı hisseden, hep aynı ilişkinin içinde kendini bulan, ben hep böyleydim, her zaman bu sorunum vardı diyen, artık bu sorun onun “doğalı” kabul edilmiş danışanlarımız geliyor. Şemalar; bize çocukluğumuzda verilir. Yaşamımız boyunca devam eder. Bize ailemiz ve ya başka bir çocuk tarafından yapılan bir şeyle başlamıştır. Terk edilmiş olabiliriz, aşırı korunaklı yetişmiş olabiliriz, yok sayılmış olabiliriz. Yani bir şekilde gördüğümüz zarar zihnimize, duygularımıza hatta davranışlarımıza şema olarak yerleşmiştir. Şemalarımız bir kere bizim oldu mu onları benimseriz. Konforlu bir hale gelirler. O yüzden yaşamımız boyunca o konforda kalmaya çalışırız. Buna tekrarlama zorluğu da denir. Örneğin; kedi ebeveynlerimiz çok talepkar ya da cezalandırıcıysa bunu şema olarak ruhumuza yerleştiririz. Daha sonra aynı tipte eşlere yöneliriz. Bir hata yaptığımızda kendimizi aynı acımasızlık ve kötülükle yargılarız.

Yani ne arkadaş, ne iş ne eş seçimimiz tesadüf değildir.

Size sürekli soğuk davranan eşleri seçiyorsanız, en yakın olduğunuz kişi bile bazen sizi yeterince umursamıyor ve ya anlıyormuş gibi gelmiyorsa, bunun bir şema olduğunu bilmeniz gerekir.

Başınız ağrıdığında, ufacık bir hastalık belirtisi sizi hemen doktor doktor yoruyorsa, paranızı bir şekilde kaybedeceğinizi düşündüğünüz için hep maddi kaygınız varsa, bunun da başka bir şema olduğunu bilmeniz gerekir.

Deniz’in babasında kuşkuculuk şeması var, annesinde boyun eğicilik, patronunda haklılık ve Deniz’de kusurluluk. Size uzun uzun anlatıp, teorik bilgiye boğmayacağım. Bir çoğunuz bunu okurken, yan sekme açıp “Şema” yazdı bile.

Ben size bir soru soracağım. Bu çarpıcı durumu değiştirmek ister misiniz? Şemalarınızın nereden geldiğini bulup, sebebini anlayıp, bu katı kodları kırmak, hayattan doyum almak, kendi hayatınızı yeniden keşfetmek, sahiplenmek ve değiştirmek ister misiniz?

Bu sorulara cevabı evet olan danışanlarımızın hayat serüvenlerine dahil olduk ve çarpık düşüncelerine, kalıplaşmış şema kodlarına, geçmiş anılarına müdahale ettik ve onlar artık geceleri kendilerine daha farklı sorular sorabilen sağlıklı birer yetişkin oldular. Onlar terapi hedefleri oluşturdular. Değiştirmek istediklerini listelediler. Biz terapistler de danışanlarımızın isteği doğrultusunda onlarla iş birliği yaptık ve onlar hedeflerine giderken teknik anlamda destek olduk.                                                                                                                                          

“Deniz” ve diğer danışanlarımız bu sesleri tanıyıp, yönetmeye başladılar.

Uzm. Psk. Selin KOÇKAYA