Kanser tanısında artık genetik testler sıklıkla kullanılmaktadır. Bunların kandan bakılanlarına likit biyopsi denmektedir. “Likit Biyopsi Nedir?” makalemize bakmanızı öneririz. “Serbest Dolaşan Tümör DNAsı Nedir?” makalemize bakmanızı öneririz.

Doku biyopsisine ihtiyaç duymadan, sadece rutin kan alımı ile tümör kaynaklı DNA’yı analiz etmek, potansiyel olarak dönüştürücü klinik uygulamalarla kritik bir ilerlemeyi temsil eder. Özellikle, cfDNA analizinin non-invaziv yapısı, Doku biyopsi ile yaşanan zorlukların önüne geçmek adına ve potansiyel komplikasyonlar olmaksızın zaman içinde tümör DNA’sının seri olarak izlemi için pratik bir yol olan bir moleküler profilleme aracı sağlar. Buna ek olarak, cfDNA analizi, tek bir tümör lezyonunun iğne biyopsisi ile karşılaştırıldığında, bir hastanın tümöründe çok sayıda farklı klonal popülasyonun barındırdığı moleküler heterojenliği daha iyi yakalayabilir. Son olarak, cfDNA analizi, klinik olarak belirgin bir hastalığı olmayan hastalarda tümör tespit veya izlem potansiyeli sunmaktadır. Kısacası asemptomatik kişilerde erken evre kanserlerini tanımlayabilen Likit biyopsi testi, kanserlerin tedavi edilme olasılığının daha yüksek olduğu bir aşamada tanımlanmasına izin verebilir.

Ameliyattan sonra ve ameliyattan sonraki haftalarda, postoperatif plazmadan elde edilen cfDNA, mutasyonların kalıcı varlığı veya hastanın rezeke edilen tümöründe var olduğu bilinen başka değişiklikler için analiz edilebilir. cfDNA’nın yarı ömrü çok kısa olduğundan (bir saat ya da daha az), postoperatif cfDNA’da kalıcı tümor kaynaklı mutasyonlar olduğuna dair kanıtlar, nihayetinde tümör nüksetmesine yol açabilecek rezidüel hastalığın doğrudan kanıtını sağlayabilir. Cerrahiden kısa süre sonra cfDNA’da rezidüel hastalık saptanması, hastaların rekürrens riskine göre katmanlaşmasına izin verebilir ve kurtarma tedavisine erken müdahale için bir fırsat sunabilir. Metastatik hastalık bağlamında, cfDNA’nın klinik serisi, hassas terapileri seçmek için potansiyel olarak hedeflenebilir genetik değişiklikleri belirleyebilir. cfDNA’nın sekanslanması, tümör dizilemesi ile tanımlanan aynı hedef alterasyonların birçoğunu tanımlayabilir, ki bu, klinik sıralamaya yönelik olarak yetersiz tümör materyali mevcut olduğunda özellikle yararlı olabilir. Yapılan bir çok çalışma ile, ctDNA düzeylerinin genel tümör yüküne paralel olduğunu, tedaviye yanıtı ve direnç gelişimini izlemek için doğru bir araç olarak kullanılabileceğini öne sürmüştür. Hastalığın ilerlemesi üzerine, cfDNA analizi, terapötik direnci yönlendiren ortaya çıkan genetik değişikliklerin belirlenmesinde etkilidir ve bu da sonraki tedavi seçimini yönlendirmektedir. Kazanılmış direnç bağlamında yaygın tümör heterojenliği potansiyeli nedeniyle, cfDNA analizi, tek bir tümör biyopsisi ile yakalanmayacak olan farklı tümör metastazlarında bulunan eşzamanlı direnç değişikliklerini tanımlayabilir. cfDNA’nın analizi, sonraki tedavi sırasında çoklu tümör alt klonlarının klonal dinamiklerini izlemek için, tedaviye karışık klinik yanıtlar için bir moleküler temel sağlayabilen bir yaklaşım olarak kullanılmıştır.

Likit Biyopsi, özellikle standart tümör biyopsilerinin iğne serisi biyopsilerinin %20-25’inde ortaya çıkabilen klinik sekanslama için yetersiz materyal verdiği hastalar için başlangıç moleküler testinde önemli bir rol oynayabilir. Bu gibi durumlarda, tedavi seçimi için Likit Biyopsi, invaziv biyopsiyi tekrarlamak için alternatif olarak giderek daha fazla kullanılmaktadır. Bu sayede, hastalarda tedavi kararlarına yön veren eyleme geçirilebilir mutasyonları ortaya çıkarabilir. Teknolojik ilerlemelerin, cfDNA’nın, etkilenebilir mutasyonları tanımlayabilen ve yanıt olasılığını tahmin edebilen nispeten nadir anormallikler için daha hızlı ve ucuz bir şekilde test edilmesine izin vermesi muhtemeldir.

Bir veya daha fazla tedavi çizgisinden sonra tekrar veya seri test için non-invaziv cfDNA analizi, daha az pratik, daha az güvenli ve daha az maliyetli olan tekrarlayan invazif tümör biyopsilerine göre birçok belirgin avantaj sunar. Özellikle, Likit biyopsi, yeni nesil terapiler ile hedeflenebilir tedaviye karşı kazanılmış direnci harekete geçiren ortaya çıkan genetik değişimleri belirleyebilir. En erken ve en iyi örneklerden biri, EGFR mutasyonlu küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde EGFR inhibitör tedavisi sonrası epidermal büyüme faktörü reseptörü (EGFR) T790M  mutasyonunun ortaya çıkışını belirlemek için cfDNA testinin kullanılmasıdır. Yapılan araştırmalarda, osimertinib gibi üçüncü jenerasyon EGFR inhibitörlerine yanıt veren T790M mutasyonunun varlığını tanımlamak için doku biyopsi testi ile cfDNA analizinin yüksek derecede uyumunu göstermiştir. Gerçekten de, cobas EGFR Mutasyon Testi, plazmadaki T790M ve diğer EGFR sürücü mutasyonlarını tanımlayabilir ve FDA tarafından, spesifik EGFR terapilerini seçmek için bir yardımcı tanı olarak onaylanmıştır.

Selvi Ergin Ateşer

https://www.instagram.com/liquid.biopsy/

Kaynaklar;

  • Cell-Free DNA in the Liquid Biopsy Context: Role and Differences Between ctDNA and CTC Marker in Cancer Management
  • Cell-Free DNA: Applications in Different Diseases.
  • Application of Cell-free DNA Analysis to Cancer Treatment
  • Fan HC, Blumenfeld YJ, Chitkara U, Hudgins L, Quake SR. Analysis of the size distributions of fetal and maternal cellfree DNA by paired-end sequencing. Clin Chem 2010; 56: 1279-86.
  • Leon SA, Shapiro B, Sklaroff DM, Yaros MJ. Free DNA in the serum of cancer patients and the effect of therapy. Cancer Res 1977; 37: 646-50.
  • Diehl F, Schmidt K, Choti MA, et al. Circulating mutant DNA to assess tumor dynamics. Nat Med 2008; 14: 98590
  • Chan KCA, Woo JKS, King A, et al. Analysis of plasma Epstein–Barr virus DNA to screen for nasopharyngeal cancer. N Engl J Med 2017; 377: 513-22.
  • Cohen JD, Li L, Wang Y, et al. Detection and localization of surgically resectable cancers with a multi-analyte blood test. Science 2018; 359: 926-30.